Büyükçekmece Kervansaray

SULTAN SÜLEYMAN KERVANSARAYI( KURŞUNLU HAN )

Büyükçekmece Menzil Külliyesi’nin önemli yapıtlarından biri olan kervansaray çatısının orijinal hali kurşun kaplı olduğundan “Kurşunlu Han” diye de anılan “avlusuz kapalı tip” kervansaraylar grubuna girer. Sultan Süleyman Kervansarayı ile ilgili bilgi vermeden önce kervansaray ve han kavramları ile bunların gelişimi hakkında bilgi vermek istiyorum. Türk mimarisinde en eski kervansaray örnekleri Karahanlılar​ döneminde görülür. Anadolu’ya gelişi ise Selçuklu Türkleri tarafından olmuştur ve ribat, han, hankâh isimleri ile anılmıştır. Şehir içinde yapılanlarına han, şehir dışındakilere ise menzil hanı denilmiştir. Menzil hanlarının diğer ismi ise kervansaraydır. Gönül Cantay’ın ifadesi ile “kervansaray, kervanlara hizmet eden bir yol üstü kuruluşudur.”72 Kervansaraylar Selçuklu ve Osmanlı mimarisi içinde ticari ve askeri öneme sahip oldukça önemli kuruluşlardır.

İsmail Aytaç “Selçuklu Kervansarayları” adlı makalesinde kervansarayların işlevlerini çok güzel bir şekilde özetler

Menzil hanları, planlarındaki mekânlar itibariyle hem yolcuların konaklama ve barınmaları hem de görevlilerin ihtiyaçları dikkate alınarak inşa edilmişlerdir. Bu kervansaraylar tüccarlar için güvenli bir barınak, askerler için mükemmel bir konak,önemli yolların ve geçitlerin güvenliğini korumak için birer derbent (karakol),gerektiğinde de düşmana karşı durabilmek için iyi birer kale olarak kullanılmışlardır.Kervansaraylar, sultanlar, bunların hanımları ve dönemin diğer devlet büyükleritarafından yaptırılan vakıf eserleridir.​

Selçuklular Dönemi’nde ticaretin gelişimi ve yol güvenliğini sağlamak amacı ile yapılan kervansaraylar aslında bundan daha öte bir teşkilata sahipti. Malları çalınmış tüccarların masraflarının da karşılandığı bu yapılar döneminde sigortacılık ilk defa uygulanmıştır. Bu da bizlere Selçuklu medeniyetinin gelişmişliği ile insana verilen değeri ve devletin ticaretin gelişmesine verdiği desteği göstermesi açısındanönemlidir.

Büyükçekmece Köprüsü

BÜYÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ

Şaşılası, hoş bir köprüdür, eşsizdir
Uzun boylu, hilâl kaşlı bir güzeldir.

Mimar Koca Sinan

Güzelliğine mimarının bile şaşırıp hayran olduğu külliyenin en gözde eseri ve ilçenin sembolü olan Büyükçekmece Köprüsü, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sultan Süleyman Zigetvar Seferi’ne gitmeden önce Sinan’a köprüyü yapması için emir vermiş ve köprünün inşaatına 1566 yılında başlanmıştır. Sinan’ın Tezkiretü’l – Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eserde verdiği bilgiye göre Kanuni Sultan Süleyman bir seher vakti şehrin çevresindeki kırları gezmeye çıkar.

Büyükçekmece’ye gelince insanların çok zor koşullarda diğer tarafa geçtiklerini görür ve hemen Sinan’a bir köprü yapmasını emreder. Daha önce bir köprü yapılmıştır ancak dayanaklı inşa edilmediği için yıkılmıştır. Sinan bir inceleme yapar ve padişaha şu bilgiyi verir: “Padişahım, bunun binasının dayanıksız olup yıkılmasının nedeni şudur: Hazineden para sarfında gerekeni bütünüyle yapmamışlar, köprüyü denizden uzaklaştırıp kıyıya yakın, bataklık bir alana düşürmüşler. Bundan dolayı temeli devrilmiş, yıkılıp harap olmuş. Kısacası, deniz tarafı hem sığ hem de sağlam yer olduğundan köprünün deniz tarafında yapılması daha uygundur” der ve yapmayı tasarladığı köprünün resmini çizip padişaha sunar.

Yıkılmış köprünün inşaat hatalarını görüp aynı hataları tekrar etmeden kendi köprüsünün inşaatına başlayan Koca Sinan köprü inşaatı ile ilgili tüm detayları ve uyguladığı teknikleri tezkirelerde şöyle anlatır:

Saadetli Padişah son derece hoşnut oldu ve onun kutlu emirleriyle, yüzlerce dülger ve taşçılarla işe sarılıp her ayağa birer kalyon benzeri sandıkçalar çakıldı; Süleyman devleri, deniz suyunu tulumba ve tulumbalarla çekip boşalttılar. Güzel, sağlam sütunlardan iki üç adam boyu kazıklar, şahmerdanla temellere çakıldı; onun üstüne döşenen arşın taşları, sağlam demir kenetlerle kenetlenip aralarına kurşun akıtılarak tek parça haline getirildi. Gök yapılı o köprü zamanın şaşkınlık verici işlerinden biri oldu. Cihan Hükümdarı bu zavallıya aferin deyip mutlulukla Sigetvar’a doğru yola çıktı.

Doğu ve batının fatihi Cihan Padişahı Sultan Süleyman dönüşte köprüden geçme ümidi ve sevinciyle yeni fetihler ve zaferler için sefere çıkar Zeki Sönmez’in Mimar Sinan ile ilgili tarihi Yazmalar-Belgeler adlı kitabında verdiği bilgiye göre, “Osmanlı şehir teşkilatı içinde Şehremenliği’ne bağlı olan Hassa Mimarlar Ocağı’na Divan’dan doğal olarak çeşitli “Buyruklar” yazılırdı. Bu buyruklar arasında Sinan’ın baş mimarlık dönemine rastlayanların önemli bir bölümü A. Refik Altınay tarafından yayınlanmıştır. “Yayınlanan buyruklardan bir tanesi Büyükçekmece Köprüsü ile ilgilidir. Köprünün inşaatında çalıştırılmak üzere Edirne’den taşçı ustası istenir:

Edirne Kadısı’na hüküm ki: Halen Büyükçekmece yakınında inşa edilecek olan köprü için taşçı ustasına ihtiyaç bulunmaktadır. Buyurdum ki; yüce hükmüm ulaştığında, kaza sınırları içinde bulunan taşçı ustalarından işe yarar olanları yazarak ve birbirine kefilleyerek gönderesin ki Nevruz’ a kadar gelip hizmete başlayalar. Bu konu önemlidir ve ona göre hareket edilip, işe yarar ustalardan gönder. Ayrıca gönderdiklerinin bir listesini hazırlayıp, ulaştırasın ki, geldiklerinde bu listeye göre yoklamaları yapılsın. (M. 1565)

Büyükçekmece Menzil Külliyesi

BÜYÜKÇEKMECE MENZİL KÜLLİYESİ

Osmanlı İmparatorluğu halkının refahını, güvenliğini ve huzurunu sağlayan büyük ve gelişmiş bir medeniyettir. Üç kıtaya hükmeden bu cihan devleti pek çok teşkilat kurmuş ve halkına her konuda hizmetler sunmuştur. Camileri, medreseleri, köprüleri, çeşmeleri, hamamları, kervansarayları ve hanlarıyla halkının her ihtiyacını karşılayan Osmanlı sultanları “Osmanlı kentini” oluşturmak için hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Bu büyük medeniyet ulaşım ve haberleşme için menzil teşkilatı oluştururken, güvenlik için de derbent teşkilatı kurmuştur. Bu araştırmada bizim konumuz Büyükçekmece Menzil Külliyesi olduğu için, öncelikle sizlere Osmanlı’da ulaşım ve haberleşme ağının en önemli parçası olan menzil külliyeleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Osmanlı İmparatorluğu özellikle XVI. yüzyılda topraklarını üç kıtaya kadar genişletmiş olduğu için haberleşme ve ulaşım hayati önem arz etmekteydi. Ulaşım, haberleşme, ticaret ve bir kent dokusu oluşturmak için en gerekli ögeler ise kervansaraylar, hanlar, köprüler, çeşmeler ve diğer mimari yapılar idi. İmparatorluğun posta teşkilatını oluşturan ulakların, hacca giden vatandaşların, kervanların ve sefere giden ordunun dinlenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak için durdukları, konakladıkları bu mimari yapı topluluklarına “menzil külliyesi” denir. Fatih Mühürdaroğlu’nun da belirtiği gibi, “Menzil külliyeleri, XVI. ve XVII. yüzyılda Osmanlı külliye mimarisinde ayrı bir grup olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle XVI. yüzyılın Sosyo-ekonomik ve askeri özelliklerini, en tipik yanlarıyla bize yansıtan bu külliyeler, Sinan’la bütünleşerek daha da anlam kazanmaktadır”.24 Çünkü XVI. yüzyıl menzil külliyeleri de Sinan’ın elinde hayat bulmuştur.

Menzil külliyelerinin kuruluşu ve gelişimi menzilhanelerle olmuştur. Menzilhaneler haberleşmeyi sağlamak amacıyla kurulmuşlardır.25 Osmanlı İmparatorluğu’nun posta teşkilatını oluşturan ulakların konaklayıp, atlarını değiştirdikleri ve dinlendikleri yapıya menzilhane denirdi. Asya, Avrupa ve Afrika’yı topraklarına katmış Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım ve haberleşme hayati öneme sahipti. Bu nedenle düzenli ve sistemli bir haberleşme ağının sağlanması için yollar, köprüler, kervansaray ve hanlar yapılmalıydı. Zamanla menzil külliyesi haline gelen bu yapı toplulukları başka amaçlara da hizmet etmeye başlamıştır ve işlevselliği artmıştır.

Menzil külliyelerinin üstlendiği bir diğer görev de sefere giden ordunun dinlenme ve malzeme takviyesi yapmasına olanak sağlamasıdır. “Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemi (1500-1800) boyunca tek bir tanımı ve ismi olmayan “lojistik”, son dönemlerde; istihkâm, gıda, giyecek, silah, mühimmat, sağlık, nakliyat vb. destek hizmetlerinin tümünü kapsayan “menzil teşkilatı” adıyla genellendirilirdi”.

Enver Paşa Çeşmesi

Meydanda yer almasından dolayı Meydan Çeşmesi olarak da anılan bu çeşme Enver Paşa tarafından yaptırılmıştır. Büyükçekmece Köprüsü’ne giden yol üzerindeki meydanda yer alır. Çeşmenin bulunduğu meydanın sokağında Enver Paşa Köşkü yer almaktadır. Benim çocukluğumdaki çeşme şuan gördüğümüz çeşmeden oldukça farklıdır. Ne yazık ki geniş saçaklarla örtülü bu çeşmenin özgün hali korunamamıştır.

Enver Paşa Köşkü

 Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vurmuş olan Enver Paşa; Babası Ahmet Paşa’nın, annesi Ayşe Hanım ve kız kardeşi Mediha Hanım ile birlikte yaşadığı köşke yazları geçirmek üzere eşi Naciye Sultan ile birlikte gelirdi. Enver Paşa ve Naciye Sultan denizden Büyükçekmece’ye getiren Çatana (bugünkü Pelikan Otel dolaylarındaki) iskeleye yanaşırdı. Zamanın koşullarına göre oldukça büyük boyutta olan ahşap iskelenin at arabalarının manevra yapıp rahatça dönebilecekleri genişlikte sofaları, iki yanında denize inen merdivenleri mevcuttu.

İskeleden köşke doğru faytonlarla yola çıkılır, Naciye Sultan bazen çarşaf ve peçeden oluşan kıyafeti bazen de maşlak denilen bol manto ve başörtüsü ile fayton içinde görünürdü. Enver Paşa ve sultan eşi; okulun (Bugünkü Büyükçekmece kaymakamlık binası) önünde iki sıra olmuş öğrenciler tarafından “hoş geldiniz” bağrışlarıyla karşılanırdı. Enver Paşa da bu sıcak karşılamaya, ardı sıra gelen adamları vasıtasıyla öğrencilere ihsanlarda bulunarak cevap verirdi. O dönem de adı “Büyükçekmece Enver Paşa İnas Mektebi” olan ilkokul öğrencilerine 100’er para (2,5 kuruş değerindeki kırmızı kağıt para), bugünkü PTT binasının bulunduğu yerde öğrenim gören ortaokul öğrencilerine ise; gümüş çil kuruş dağıtılırdı. Bu merasimler her karşılamada ve uğurlamada tekrarlanırdı. Köşkte yaz kış yaşayan baba Ahmet Paşa; yakındaki okulun sınıf geçme ve bitirme sınavlarına katılarak, öğrencilere sınav soruları yöneltirdi. Köşk hanımlarının çevre ile ilişkileri resmi boyutta olup, pek az aile ile görüşülür, alış-veriş işleri ise şişmanlığı ile bilinen arap kahya (uşak) tarafından yapılırdı.

Ahşap panjurları maviye boyalı, üç katlı beyaz köşkün güller içindeki bahçesinde bir de havuzu vardır. Denize cepheli köşk; gerek şıklığı gerekse barındırdığı önemli kişilikler nedeniyle, 100 yıl öncesinin kanıksanmış ahşap karası evleri arasında Büyükçekmece’liler için adeta “eşsiz bir çiçek” güzelliğindedir. 

Fatih Camii

Camii Büyükçekmece’nin Fatih mahallesinde bulunmaktadır. Kitabesi olmadığından yapım tarihi ve banisi bili​​nmemektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde adı geçmeyen camii oldukça değişikliğe uğramıştır. Seyahatname’de adı geçmiyor olması Fatih Cami’nin 17.yüzyıldan s​onra yapılmış olabileceği ihtimalini düşündürmektedir.

İmaret Camii

​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​Kitabesi olamayan caminin yapım tarihi ve banisi kesin olarak bilinmemektedir. “Bursa tipi” de denilen ters T planlı bu cami tipi Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş döneminde tercih edilen cami plan tipidir. Bu tip camilere “zaviyeli camii” de denir. Bu bilgiler doğrultusunda XV. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. İmaret Cami çarşıların ve dükkânların olduğu yerde inşa edilmiştir. Bir zamanlar Büyükçekmece’nin emekli ve yaşlılarının gittiği İmaret Cami rahmetli dedem Şıhis İshakoğlu’nun da Büyükçekmece’ye yerleştiği 1975’ten hayata gözlerini yumduğu 2004 yılına kadar her gün gittiği ve namaz kıldığı camidir.

Sokullu Mehmet Paşa Camii

SOKULLU MEHMET PAŞA MESCİDİ VE MİNBER – MİNARESİ

Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa – Mimar Sinan gibi devşirme kökenlidir – adına yapılmış olan mescit Sultan Süleyman Kervansarayı’nın tam karşısına inşa edilmiş olup Tezkiretü’l – Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eserde de belirtilmiştir. Kitabesi olmadığı için yapım tarihini bilemiyoruz. Ancak mescidin inşasının külliyenin diğer eserleriyle aynı tarihlere rastladığını söyleyebiliriz. Bu durumda mescit 1566 – 1567 yıllarında yapılmış olmalıdır; tıpkı kervansaray, çeşme ve köprü gibi. Büyükçekmece Köprüsü’nün başında yer aldığı için “Köprübaşı Cami” olarak da adlandırılır. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ve Minber- minaresi ile ilgili bilgi vermeden önce mescit ve işlevleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Sultan 2. Abdülhamid Çeşmesi

​​​​​S​ULTAN II. ABDÜLHAMİT ÇEŞMESİ VE HAVUZU

Bu güzel çeşme ve havuz, Havuzbaşı adıyla anılan meydanda 1842 – 1918 yılları arasında saltanat süren Sultan II. Abdülhamit’in 25. cülüs yılı anısına halk tarafından yaptırılmıştır.

Sultan Süleyman Çeşmesi

​​​​​SULTAN SÜLEYMAN ÇEŞMESİ

Kervanların ve yolcuların özellikle yaz aylarında külliyeye girer girmez uğradıkları ilk yapı hiç şüphesiz külliyenin hayat pınarı olan Sultan Süleyman Çeşmesi’dir. Avrupa yönünden gelişte meydanın hemen solunda yolcuları karşılar ve susuzluklarını gidererek onlara hayat verir. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin hemen önüne mermerden inşa edilmiş olan çeşme, üstündeki kitabeye göre 1566 yılında yapılmıştır.

Küçük bir mimari yapı olmasına rağmen insan hayatı için en önemli madde olan suyu insanlarla buluşturur. Eğer çeşme olmasaydı külliyenin ne mescidi ne de kervansarayı bu kadar işlevsel olabilirdi. Suyun olmadığı yerde kimse konaklamak istemez. Bu nedenle külliyenin diğer yapılarını işlevsel hale getiren bu sevimli çeşme ve cömertçe dağıttı sudur çünkü su yaşamın en temel maddesidir. Dünya medeniyetler tarihine baktığımızda tüm medeniyetlerin su etrafında filizlenip geliştiğini görüyoruz. Medeniyetlere yön veren su varoluştan bu yana tüm insanları kendine çekmiş ve her canlının hücresinde yer almıştır. Ayrıca tüm dinler suyu kutsal saymış ve suyla yapılan vücut temizliğini ruhani arınma ile eş tutmuşlardır. Ruhani arınmayı suyla başlatan semavi dinlerden biri olan İslamiyet’te temizlik imanın en temel şartı ve ibadete hazırlığın en önemli aşamasıdır. Suyla temizlenen kişi Allah’ın huzuruna çıkıp ibadet etmeye hazır kabul edilir. Bunun dışında insanoğlunun suyla etkileşimi içme, temizlik, taşımacılık, tarım, enerji üretimi gibi pek çok alanda gelişme göstermiştir. Hayat kaynağı olan su kimi zamanda bir felaket olmuş ve insanların canlarını almıştır. Bu nedenle insanoğlu suyu kontrol etmek ve ondan en iyi şekilde istifade edebilmek için yöntemler geliştirmiştir. Bu amaçla yola çıkan insanoğlu su sarnıçları, su kemerleri, çeşmeler, bendler, su kanalları, şadırvanlar, fıskiyeli havuzlar inşa ederek suya pek çok anlam kazandırmışlardır. Suyu ehlileştirmek ve gerektiğinde ondan istifade edebilmek için tasarlanan bu mimari yapılardan biri de çeşmedir.

Yusuf Paşa Hamamı

Yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen hamamın yapı elemanları ile süslemeleri XVII. yüzyıl izleri taşımaktadır. Kitabesi olmadığı için banisi de bilinmeyen hamam halk arasında Yusuf Paşa Hamamı olarak anılmaktadır.

Zeynep Dudu Çeşmesi

ZEYNEP DUDU ÇEŞMESİ

İmaret Camii’nin avlusuna Zeynep Dudu adında bir kadın tarafından 1856 – 1857 yıllarında inşa edilmiş olan çeşme maalesef bugün yerinde değildir. Ne zaman kimin tarafından yıkıldığı ise bilinmemektedir.Yücel’in makalesindeki bilgiye göre çeşme klasik üslupta inşa edilmişti ve mevlevi sikkesini hatırlatan küçük bir mermer kitabesi vardı.